İçimizdeki Balon

Hepimiz bazen içimizde bir boşluk hissederiz. Yoğun geçen günün ardından yatağa uzandığımızda, sohbet esnasında, çalışırken hatta en eğlendiğimiz zamanlarda bile gelebilir bu boşluk hissi. Bazılarımız bu boşluğu görmezden gelir, bazılarımız boşluğu doldurmaya çalışır bazılarımız da boşluğun içinde kaybolur. Eminim ki herkes nasıl bir histen bahsettiğimi anlamıştır. O halde hadi biraz bu boşluk hissi hakkında konuşalım.


Öncelikle bu hissi neden boşluk olarak tanımlıyoruz? Bana kalırsa sebebini bilmediğimiz şekilde içimizde belirip hüzünlü, neşeli, öfkeli veya herhangi bir duyguyu hissettiremediği için boşluk diyoruz. Bu boşluk, duygularımız ile ruhumuzun ilişkisini kesiyor. Nerden geldiğini, nasıl geldiğini ve nasıl gideceğini bilmediğimiz için de “boş” diyoruz. İnsanın olduğu yerde umut vardır. Bu yüzden boşluğun doldurabileceğini düşündüğümüz için de “boş-luk” olarak tanımlıyoruz. Peki nereden geldi de bu boşluk bizleri buldu?


Kimse bu hissin ilk ne zaman geldiğini hatırlayamaz. Sanki hep bizimle var olmuş gibi gelir ama bence öyle değildir. Boşluk hissinin çocukluktan içimize yerleştiğini ve ara ara bizleri ziyaret ettiğini düşünüyorum. Gelelim o ilk ziyarete. Herkesin boşluğuyla tanışma hikayesi farklıdır elbette ancak hepimiz hemen hemen aynı şeyi hissediyoruz, hepimiz aşinayız. Nereden gelmiş olabilir bu anlamsız his ve neden hala ara ara yokluyor bizi? Daha çok küçükken ve duygularla başa çıkmayı öğrenmemişken içimizden gelen ve bizi derinden sarsacağını düşündüğümüz duygulardan kendimizi korumak için boşluğu yaratmış olabilir miyiz? 


Freud’a göre insan dünyaya iki içgüdü ile gelir. Biri yaşam iç güdüsü eros, biri de ölüm içgüdüsü thanos. Hayatta kalma içgüdümüz eros sayesinde savunma mekanizmalarımız devreye girer. Farkında olmadan da olsa hayatta kalmak için çaba sarf ederiz. Bu çaba yalnızca fiziksel olarak hayatta kalmak için değildir elbette. Ruhumuzu da yaşatmaya çalışırız. Bu sebeple dışarıdan gelen, ruhumuzu yaralayabilecek potansiyelde her olaya karşı kendimizi korumaya çalışırız. Çok tuhaf ama bunu doğduğumuz andan itibaren yaparız. 


Bir insan hayata geldiğinde dünyası ona bakım verenlerden ibarettir. (Bu bakım verenler genelde anne ve baba olduğu için bakım verenlerden anne - baba olarak bahsedeceğim.) Anne, baba ve çocuktan oluşan bu küçük dünyada öğrenilen, deneyimlenen her şey ömür boyu bize eşlik eder. Gelelim boşluk hissine. Bu boşluk içine doğduğumuz o küçük dünyada çok güvendiğimiz ebeveynlerimizin istemeden de olsa bizlere yaşattığı o ilk olumsuz his ile başa çıkabilmek için yaşam içgüdümüzle içimizde şişirdiğimiz bir balon olabilir. Bu kişinin dışarıdan gelen olumsuzluk ile ilk başa çıkma deneyimidir. Bilirsiniz ilk öğrendiğimiz gibi yaşarız hayatı. Yetişkin hayatımızda da başa çıkamadığımız olaylara karşı ilk zamanlarda öğrendiğimiz gibi bu balonu çağırırız. Bu balon da duygularımız ile ruhumuzun ilişkisini keser. Duygularımızla iletişime geçemediğimiz için de hissizleşiriz. Benliğimiz tıpkı çorap söküğü gibi sökülür. 


O halde bu söküğü nasıl durdurabiliriz? Çocukken içimizde şişirdiğimiz bu balonu fark etmek, kabul etmek, boşluğumuz hakkında konuşmak ve bir ruh sağlığı uzmanından destek almak bizlere iyi gelebilir belki. Son olarak; geçmişimizi anlamlandırıp konuşmazsak aynı geçmişi tekrar tekrar yaşarız. Oysa hayat denen yolculuk geçmiş ve gelecek farklı olduğunda anlam kazanır. Farklı gelecekler deneyimleniz dileğiyle… 

Yorumlar

  1. Tebrik ederim güzel bir yazı

    YanıtlaSil
  2. Tebrikler başarılarınızın devamını dilerim

    YanıtlaSil
  3. Çok başarılı ve ustaca ele alınmış bir yazı tebrikler :)

    YanıtlaSil
  4. Balon benzetmesi güzel olmuş :) elinize sağlık

    YanıtlaSil
  5. Tebrikler çok başarılı bir çalışma olmuş.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ceren Ay Esen Kimdir?

Kendini Sevmek

Duygu Matruşkası

Affetsem Geçer Mi?

Zehirli Teselliler

Nesilden Nesile Miras: Travma

Sohbet Eden misin, Sıra Bekleyen mi?

Unutulan Benlikler

Siz Nasıl Seversiniz?

Geçmiş Geçmiş Midir?