Kayıtlar

Ceren Ay Esen Kimdir?

Ceren Ay, Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü'nden onur öğrencisi olarak mezun oldu. Şu anda Beykoz Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji yüksek lisansına devam etmektedir. Lisans eğitimi sırasında farklı psikoloji kliniklerinde asistanlık yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul Beşiktaş Rehberlik ve Araştırma Merkezi'nde çevrim içi ortamda gerçekleştirilen staj programını başarıyla tamamladı. Üniversite eğitiminin 4. yılında İsveç'e giderek English Therapy Stockholm - Mitchell Smolkin Kliniği'nde stajyer psikoterapist olarak grup terapilerine, çift terapilerine ve kuşaklararası travma aktarımı çalışmalarına dahil oldu.  Aldığı eğitimler: • Deneyimsel Oyun Terapisi 1. Düzey Eğitimi (Nilüfer Devecigil & Byron Norton) •  Çocuk İstismarında Tanı ve Müdahale  Eğitimi  • Dışavurumcu Sanat Terapisi Eğitimi (Dr. Cathy Malchiodi)  •  Deneyimsel Oyun Terapisi 2. Düzey Eğitimi (Nilüfer Devecigil & Byron Norton) • Kısa Süreli Çözüm Odakl...

Yabancı İhtiyaçlar

  Yazıya başlamadan önce sizlere bir soru sormak istiyorum. Şu anda neye ihtiyacınız var?   İhtiyaçlar sorulduğunda genellikle insanın o an aklına günlük ihtiyaçları geliyor. Bu bazen bir kahve, bazen bir araba bazen de hemen eve gitmek oluyor. Evet tabii ki bunlar da ihtiyaç ancak ben bu yazımda insanın farkında olmadığı ihtiyaçlarına değineceğim.  Çocukken aileniz ihtiyaçlarınıza kulak verir miydi? Ya da çocuğunuz varsa eğer siz çocuğunuzun ihtiyaçlarına önem veriyor musunuz? Cevabınızı duyuyorum… Tabii ki! Ancak benim bahsettiğim ihtiyaçlar beslenme ve barınma ihtiyacından fazlası.  Bir bebek doğduğunda ihtiyaçlarını dile getiremez. Bedeniyle ve ağlamalarıyla ifade eder. Büyüdüğünde ve çocuk olduğunda gereksinimlerini sözleriyle, bedeniyle ve davranışlarıyla anlatır. İşte tam da bu dönemde olanlardan bahsetmek istiyorum. Bir çocuk ağlamak istediğinde anne ve babası ağlamasına izin vermezse, onun duygularına eşlik etmezse çocuk ağlamaya olan ihtiyacını içine gömer....

Siz Nasıl Seversiniz?

  İlk yazımda kendini sevmekten bahsetmiştim. Yeni yılın ilk yazısında da başkasını sevmekten bahsetmek istiyorum. Sizce sevgi nedir? Sevgi deyince aklınızda neler canlanıyor? Sevgi denince benim aklımda yumuşacık tüyler, ılık tatlı bir içecek ve sarılmak canlanıyor. Tam göğsümde ise belirleyemediğim hafif ama etkili bir enerji hissediyorum. Size sevgi denilince zihninizde ne canlanıyor ve sevgiyi vücudunuzda nerede hissediyorsunuz?     Sevginin kelime tanımını yapmaktansa bizde çağrıştırdıklarıyla tanımlamanın daha etkili bir yol olacağını düşündüm. Çünkü sevginin bir sözlük tanımı olsa da herkesin sevgi tanımı başkadır. Yeni doğan bir bebek hiçbir şey bilmez. Çok ilginç ama uyumayı bile bilmez, öğrenir. Bu kadar temel bir yaşam becerisini bile öğrenen insan haliyle sevmeyi de öğrenir. Ama nasıl öğrenir?   Bir sürü sevgi türü vardır ancak Yazar Masumi Toyotome bunu 3 türe indirgeyerek sadeleştirmiştir:  Bunlardan birincisi “Eğer” türü sevgi. Bu sevgi türü bildi...

Çocuklarda Psikolojik Dayanıklılık

  Bana göre hayat bir denge oyunudur. Yaşam ve ölüm, ağır ve hafif, az ve çok, eksik ve fazla gibi birçok zıt anlamı içinde yaşatan harika bir denge düzeni. Öyle bir düzen ki bu sanki kocaman görünmez hassas bir terazi var ve bir kavram diğerinden biraz fazla olduğunda denge bozuluyor. Hayattaki dengenin bozulmasının fizyolojik, sosyolojik veya küresel birçok etkisi var tabii. Ancak ben bu yazımda çocukların iç dengesinden, psikolojik sağlamlığından bahsedeceğim.     Önceden insan psikolojisinin çok kırılgan olduğunu düşünürdüm. Okudukça, gözlemledikçe ve yaşadıkça insanın psikolojik sağlamlığı konusunda fikrim epey değişti. İnsan psikolojisi doğru desteklendiğinde aslında bir demir kadar sağlam olabilirmiş. Çok sevdiğim bir söz var: ”Hayatımızı başımıza gelenler değil, onlara verdiğimiz tepkiler belirler.” Başımıza gelen olaylara nasıl tepki vereceğimizi de tabii ki çocukluğumuzda öğreniriz. O halde psikolojik sağlamlık doğrudan çocuklukla alakalı diyebiliriz. Her bebek ...

Affetsem Geçer Mi?

Her geçen gün yepyeni yaşam mottoları giriyor hayatımıza. Kendini sev, pozitif düşün, kötü düşünme, koşulsuz kabul et gibi bir çok söylemle karşı karşıyayız. Tüm bunlar zaten çok karışık ve zorken son zamanlarda yenisi eklendi. “Affet!” Başımıza gelen olayları ve hayatımızdaki kişileri affedersek o zaman iç huzuru bulabileceğimiz söyleniyor. Aslında düşününce kolay gibi. Affedeceksin ve hayatın boyunca peşinde koştuğun o huzura kavuşacaksın.   Affedemediğiniz o kişi sizin anneniz, babanız, eşiniz, çocuğunuz, kardeşiniz, arkadaşınız veya çevrenizden herhangi birisi olabilir. İsteyerek veya istemeyerek sizi üzmüş, haksızlık etmiş, aşağılamış, hak ettiğiniz değeri göstermemiş veya sizi öfkelendirmiş olabilir. Belki de o kişi şu an hayatınızda değil veya hala hayatınızda. Her şey olabilir. Hadi o kişiyi affedelim ve huzuru bulalım. Çok kolay! Sadece affedeceğiz. İyi ve yüce gönüllü insanlar her zaman affetmez mi? Eyvah! Yoksa biz kötü insanlar mıyız? Hayır kötü insanlar değiliz. Kötü d...

İçimizdeki Balon

Hepimiz bazen içimizde bir boşluk hissederiz. Yoğun geçen günün ardından yatağa uzandığımızda, sohbet esnasında, çalışırken hatta en eğlendiğimiz zamanlarda bile gelebilir bu boşluk hissi. Bazılarımız bu boşluğu görmezden gelir, bazılarımız boşluğu doldurmaya çalışır bazılarımız da boşluğun içinde kaybolur. Eminim ki herkes nasıl bir histen bahsettiğimi anlamıştır. O halde hadi biraz bu boşluk hissi hakkında konuşalım. Öncelikle bu hissi neden boşluk olarak tanımlıyoruz? Bana kalırsa sebebini bilmediğimiz şekilde içimizde belirip hüzünlü, neşeli, öfkeli veya herhangi bir duyguyu hissettiremediği için boşluk diyoruz. Bu boşluk, duygularımız ile ruhumuzun ilişkisini kesiyor. Nerden geldiğini, nasıl geldiğini ve nasıl gideceğini bilmediğimiz için de “boş” diyoruz. İnsanın olduğu yerde umut vardır. Bu yüzden boşluğun doldurabileceğini düşündüğümüz için de “boş-luk” olarak tanımlıyoruz. Peki nereden geldi de bu boşluk bizleri buldu? Kimse bu hissin ilk ne zaman geldiğini hatırlayamaz. Sanki...

Geçmiş Geçmiş Midir?

Geçenlerde dolaşırken şimdi müze olan bir mevlevihane çıktı karşımıza. Girdik öylesine. Orada Mevlana’nın bir sözüyle karşılaştım. “Ne geçmiş var, ne gelecek. Ne geçmişe bak üzül, ne de geleceğe bak tasalan. İçinde bulunduğun anı yaşa; çünkü o an varsın.” yazıyordu.    Çünkü o an varsın… İlk başta bakınca öylesine hoş bir söz gibi görünse de ne kadar zordu o anda var olmak. Sanki geçmiş ve gelecek kopmuş bir köprünün iki ayağı gibiydi. Zihinlerimiz sırayla bir geçmişe bir geleceğe zıplıyordu. Şimdiki zamana bir türlü sıra gelmiyordu. Hatta bazı zihinler yalnızca geçmişte dolaşıyordu.   Kişinin geçmiş zamanda yaşamasının birden fazla sebebi olabilir. Geçmişinde çok mutlu olan ancak şimdiki yaşamından memnun olmayan kişi zihnini geçmişe gönderebilir. Zihin kendini korumak için yapar bunu çoğu zaman. Ancak bu durum bir zaman sonra anda kalamayan kişi için günlük yaşama uyum problemleri ve devamında birçok psikolojik problemi ortaya çıkarabilir. Bir başka sebebi de geçmi...