Sınırsız İnsanlar

“Sınırlar olmasaydı dünya nasıl bir yer olurdu?” diye bir soru belirdi aklımda. Sınırsız bir dünya düşündüm. Ülkelerin sınırları yok, kaynaklar sonsuz, istediğimiz her şeye ulaşabiliyoruz. İlk başlarda bu fikir güzel gelse de aşılan sınırların uzun vadede dünyaya zarar verebileceğini ve felaketlere yol açabileceğini fark ettim. Sonra zihnimde bir şimşek belirdi. Ben sınırsız dünyayı hayal ederken çevremde zaten bir sürü sınırsız insan vardı. Evet evet sınırsız insanlar vardı ve ben bunu yazmalıydım.  

Şimdi sizden kafanızda kişisel sınırları olan bir insan canlandırmanızı isteyeceğim. Bu canlandırdığınız insan nasıl birisi? Soğuk, memnuniyetsiz, bencil ve hoşgörüsüz mü? Sınır kelimesi işin içine girince hemen hemen herkes böyle düşünür. Böyle düşünmemizin sebebi de bizlere öğretilenler. En basitinden örnek verecek olursak dizilerde iyi karakterler her zaman kimseye hayır diyemeyen, kendinden ödün veren insanlardır. Kötü karakterler ise kendi ihtiyaçlarını ön plana koyan, hayır diyebilen insanlardır. Bize verilen bu mesajlar yüzünden sınırları olan bir insan olmayı kötü bir insan olmakla eş tutuyoruz. Oysa sınırlar sayesinde sağlıklı ilişkiler kurar; fiziksel, ruhsal ve zihinsel sağlığımızı koruruz.

Kişisel sınırı olmayan insanlarda gözlemlediğim en belirgin ortak özelik hayır diyememek. Hayır diyememek, sınırları yok saymak kişiye çok küçükken öğretilir. Nasıl mı? Çocuğun eşyalarının izin alınmadan kullanılması, ne yemesine veya nasıl oynamasına kendisinin karar verememesi, bedenine izin almadan dokunulması kısacası çocuğun karakterinin ve tercihlerinin yok sayılması çocuğun sınırlarının oluşmasını engeller. Kişiliğin geliştiği çocukluk döneminde sınırları yok edilen çocuklar birer yetişkin olduklarında ilişkilerinde bambaşka sorunlarla karşılaşırlar. 

Kendi sınırları olmayan bireyler başkalarının sınırlarını da anlamlandıramazlar, geçmeye çalışırlar. Bazen de kimseye hayır diyemedikleri için kendilerine hayır demek zorunda kalırlar. Kendine hayır demek demişken aklıma özşefkat kavramı geldi.

Özşefkat kavramı bu ara çok sık karşımıza çıkıyor. Uzmanlar kendine şefkat göstermenin ne kadar önemli olduğunu her fırsatta belirtiyor. Peki başkasına hayır diyemediği için kendisine hayır diyen, ihtiyaçlarını geri planda tutan kişi özüne şefkat gösterebilir mi? O halde özşefkat için de sınırlar hayati anlam taşır diyebiliriz.

Sınırlar bizi sevdiklerimizden, çevremizden veya gerçek benliğimizden uzak tutan büyük, kasvetli kaleler olarak bilinse de aksine kendimizle ve çevremizle sağlıklı iletişim kurmamızı sağlarlar. Kişisel sınırlar hakkında daha çok bilgi edinmek isterseniz Henry Cloud’un “Sınırlar” kitabını okuyabilirsiniz. Kitapta altını çizdiğim bir paragraf ile yazımı sonlandırmak istiyorum: “Pek çok kişi kendi sınırlarının dışında yaşamaya çalışarak kim oldukları gerçeğini kabul ve ifade etmeyerek dağınık hayatlar yaşarlar. Kim olduğunuz hakkında dürüst olmak size bütünleşme hissi verir.” 

Sınırlarımızı belirlediğimiz, hayır demenin ayıp olarak algılanmadığı sınırlı bir dünya diliyorum hepimiz adına. Sevgiyle...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ceren Ay Esen Kimdir?

Kendini Sevmek

Duygu Matruşkası

Affetsem Geçer Mi?

Zehirli Teselliler

Nesilden Nesile Miras: Travma

Sohbet Eden misin, Sıra Bekleyen mi?

Unutulan Benlikler

Siz Nasıl Seversiniz?

Geçmiş Geçmiş Midir?